Ağrı Dağı Zirve Yolculuğu
Her şey hayal etmekle başlar; Peşinden gidebilecek kadar cesaretiniz varsa. Ağrı Dağı’na tırmanma arzusu uzun zamandır aklımın bir köşesinde duruyordu. Terör olayları yüzünden yaklaşık 6 senedir tırmanışa kapalı olan dağın açıldığını öğrenir öğrenmez bu arzu beni tekrar dürtmeye başladı ve içimde adeta bir kıvılcım çaktı. Orada olduğumu hayal etmeye başladım ve kafamda yapay patikalardan tutun, karşılaşabileceğim türlü tehlikeler ve daha bir sürü görsel oluşmaya başladı. Bunların bir kısmı insanın en büyük düşmanlarından biri olan ön yargılarımdı. Hayatım boyunca ön yargı kaynaklı oluşan korkulara boyun eğmedim. Beni hayalini kurduğum bir şeyi yapmaktan asla alıkoyamadılar. Yine öyle oldu. Telefonu elime aldım ve Doğubayazıt’ta yerel bir tur firmasını aradım çünkü Ağrı Dağı’na izinsiz ve rehbersiz çıkmak yasaktı. Şartlar uygun olunca hemen en erken tarih olan 23 Haziran 2021 için uçak biletimi aldım ve geriye sadece çanta hazırlamak kaldı. Rehberden aldığım bilgilere göre zirve tırmanışı için en uygun sezondu. Bir aksilik olmadığı takdirde zirveye inip çıkmak toplamda 5 gün sürecekti, öyle de oldu. 27 Haziran 2021 sabahı Ağrı Dağı Zirvesi’ne ulaşmayı başardım. Eğer daha önce dağcılık deneyiminiz var ise ve kendi sınırlarınızı biliyorsanız, bu süreyi 3 veya 4 güne düşürmek de mümkün tabiki. Daha önce Likya Yolu’nun üç baba etabını ve Troya Kültür Rotası’nın bir kısmını yürüdüğüm için kondisyonum vardı fakat daha önce hiç dağa tırmanmamıştım. Karşımda duran sıradan bir dağ değildi. Türkiye’nin en yüksek dağı, yükseliği 5137 metre olan Ağrı Dağı’ydı.

Kendime güveniyordum denemeden başarıp başaramayacağımı bilemezdim. Zirvenin hayali beni adeta büyülüyordu. İhtiyacım olan eksik ekipmanlarımı hızlıca tamamlayıp, birkaç gün içinde yola çıktım. Uçağım sabah saatlerindeydi. Ağrı’ya vardığımda tur firmasının yolladığı şoför ve Likya Yolu’nda tanıştığım arkadaşım beni karşıladı. Araçta biz ve bizimle dağa tırmanacak olan iki Alman turist vardı. Sırt çantalarımızı araca yükledikten sonra Ağrı Ahmed-i Hani Havalimanı’ndan Doğubayazıt’a 100 km sürecek olan yolculuğumuza başladık. Doğubayazıt’a vardığımızda hotelimize yerleştikten hemen sonra etrafı keşfetmek için kendimizi sokağa attık. Çarşıda yemek yedik ve ardından İshak Paşa Sarayı’na doğru yola çıktık. Gezilecek yerleri gezip bitirdikten sonra hotelimize geri dönüp dinlenmek için odalarımıza çekildik.

Birinci Gün
Sabah erkenden kahvaltımızı yapıp lobiye indik. Sırt çantalarımız ana kampa kadar katırlarla taşınacağı için kirlenmemesi ve zarar görmemesi için üstlerine büyük ve kalın çöp poşetleri geçirdik. Ardından eşyaları araca yükleyip yaklaşık 1 saat sürecek olan safari yoluna doğru yola koyulduk. Ağrı Dağı’nın eteklerindeki başlangıç noktasına giden yol bozuk olduğu için buraya safari yolu diyorlar. Bizim grup Almanlar ve Ukraynalılar ile beraber 9 kişiden oluşuyordu. Başlangıç noktasına vardığımızda 15 dakika kadar hazırlıklar yapıldı, kısa bir briefing(bilgilendirme) verildi ve nihayet sabırsızlıkla beklediğimiz, 5 gün sürecek olan zirve yolculuğumuza başladık. Tüm gün yürüdükten sonra 3200 metre yükseklikte bulunan ana kamp alanına akşam üzeri vardık. Katırlar ile bizden önce kampa ulaşan çantalarımızı bulduktan sonra çadırlarımıza yerleştik ve akşam yemeği için beklemeye başladık. Bu sırada bizim için hazırlanan enerji yenileyici atıştırmalıklardan yiyip, çay içtik. Kamp alanından buzul ile örtülü zirve gözüküyordu ve bizi her saniye biraz daha heyecanlandırıyordu. Akşam yemeği vakti geldiğinde herkes büyük çadıra geçti. Diğer insanlarla tanışma faslı gerçekleşti, sohbetler edildi ve ardından herkes istirahat için kendi çadırına çekildi.
İkinci Gün
Ortama ve koşullara alışık olmadığım için dağdaki ilk günüm çok rahat bir uyku çektiğim söylenemez. Rüzgardan dolayı zaman zaman bölünen uykum ile geceyi atlattım. Sabah ilk iş eşyalarımı topladım. İkinci kamp alanına tırmanacağımızı sandığımdan dolayı sırt çantamı katıra yüklenmesi için dışarı çıkardım, arkadaşım da benimle aynı hataya düşmüştü fakat gerçeği öğrendiğimizde çantalarımızı tekrar çadıra taşımak zorunda kaldık ve ardından kahvaltı için büyük çadıra geçtik. O gün yüksek irtifaya alışmak için aklimatizasyon günüymüş. Kahvaltıdan sonra 3800 metre yüksekliğe kadar gün boyu sürecek olan zorlu bir yürüyüş yaptık ve ana kampa geri döndük. Akşam yemeğimizi yedik ve yeniden istirahat için çadırlara çekildik. Bazı insanlar bu irtifalarda yükseklik hastalığına yakalanabildikleri için bu alışma sürecini atlatmamız gerekiyordu. Neyse ki biz bu hastalıktan etkilenmedik. Hastalık hakkında kısa bilgi için: https://burcdurukan.com/2021/07/30/yuksek-irtifa-hastaligi-nedir/
Üçüncü Gün
Yorgunluktan dolayı önceki güne nazaran daha rahat bir uyku çekmiştim. Kahvaltı için büyük çadırda toplandıktan sonra eşyalarımız yüklendi ve 4200 metredeki ikinci kamp alanına doğru yola koyulduk. İlk yürüyüşe kıyasla daha zorlu bir yürüyüş gerçekleştirdik. İkinci kamp alanında çadır kurmak için sınırlı sayıda düzlük alanlar vardı. Bu alanlar da önceden insan eliyle oluşturulmuştu. Bu nedenle arkadaşımla aynı çadırda kalmak zorunda kaldık. Bu irtifada şartlar çetindi. Rüzgar daha sert esiyordu ve hava daha soğuktu. Yemekten sonra hemen dinlenmeye çekildik çünkü o gece zirveye çıkacağımız geceydi.

Dördüncü Gün (Zirve Günü)
Uyandığımızda gece saat 1’di. Rüzgardan dolayı pek rahat bir uyku çektiğimiz söylenemez. Kahvaltı yapmak için ortak çadıra geçtik. Hava oldukça soğuk ve karanlıktı. Kamp alanından Doğubayazıt’ın ışıklarını görmek uçağın penceresinden aşağıya bakmak gibiydi. Hepimizi farklı duygular ile birlikte yeniden bir heyecan sarmıştı. Karanlıkta kaya parçalarının yerlerinden çıkıp yuvarlandığı dik bir yokuşu tırmanacak olmak tehlikeli olduğu kadar korkutucuydu. Ayrıca bizden iki gün önce rehberimizin ve grubunun ayı saldırısına uğramış olduğunu öğrenmiştim. Bana gösterdikleri videoda; gruptan yabancı biri kamera ile etrafı çekerken bir anda ayı ortaya çıkıp, kükreyerek üstlerine doğru koşuyordu. Neyse ki hayvan son anda bağırışmalardan ürküp uzaklaşmış, ucuz atlatmışlardı. En başından beri kafamın içinde ayı ile karşılaşma düşüncesi dolaşırken böyle riskli bir yolculuğun içinde olduğum düşüncesi beni daha fazla heyecanlandırıyordu.

Zirve için uygun giyindikten sonra son kontrollerimizi yapıp kafa lambalarımızı taktık ve saat 2 gibi ağır ağır yükselmeye başladık. Kuş bakışı görüntümüz adeta bir yılanı andırıyordu. S’ler çizerek ilerliyorduk. Grubun temposu yavaş olduğundan arkadaşımla gruptan ayrıldık ve önden gitmeye başladık. İrtifa arttıkça nefes almak daha da zorlaşmaya başladı. Rüzgar oldukça şiddetliydi ve bizi yavaşlatıyordu. Kısa molalarda rüzgarı biraz olsun kesecek, sığınacak bir kaya arıyorduk. Kendi grubumuzu oldukça geride bıraktıktan sonra başka bir gruba yetiştik. Mesafeyi biraz açtık çünkü sığınacak yerler oldukça dar alanlardı. Onlar bir kayayı terk ettiğinde yerlerine biz geçip soluklanıyorduk. Bu şekilde 4900 metrelerdeki buzulun başlangıcına kadar devam ettik. Zirveden önceki bu son mola yerine vardığımızda tükenmiş hissediyorduk. Yere oturduk zirveye bir bakış attık. Zirveye giden yol dört mevsim erimeyen örtü buzuluyla kaplıydı. Yol gözümüzde büyüyordu ama buraya kadar gelmiştik, bundan sonrasını başarmak tamamen zihinsel motivasyon gerektiriyordu. Kramponlarımızı giydik ve tekrardan yürümeye başladık. Bu esnada bizden önceki grubu geride bıraktık. Zirveden önceki sonra düzlükte ağır adımlarla ilerliyorduk. Zirve beni kendine öyle bir çekiyordu ki arkadaşımı da geride bıraktım ve son yokuşu tırmanmaya başladım. Kalbim hiç olmadığı kadar hızlı çarpıyordu. Kendimi zaman zaman buzun üstüne bırakıyor ve yatarak soluklanıyordum. Sonra müthiş bir hırsla, bağırarak yeniden ayağa kalkıyor ve tırmanmaya devam ediyordum. Birkaç defa bu döngüyü yaşadım. Zirveye son birkaç adım kala son bir nefes aldım ve koşmaya başladım. Ardından o tarifsiz duygu patlamasını yaşadım. Türkiye’nin en yüksek noktasına o gün, o yolda olan herkesten önce çıkmıştım ve zirvede yalnız olmak tarif edilemez kadar güzel bir duyguydu. Kollarımı açtım ve diğerleri gelene kadar kendimi rüzgara ve manzaraya bıraktım. Gözlerimi kapadım ve tekrar açtım sanki gerçek olamayacak kadar güzel rüyalardan birindeydim. Hemen çantamdan çıkardığım bayrağı rüzgarla boğuşarak, güçlükle direğe astım. Bu anı ölümsüzleştirmek için yine çantamdan çıkardığım bardağımı yanımda getirdiğim viski ile doldurdum ve bardağı kafama diktim. Ardından telefonumu çıkardım ve arkadaşıma fotoğrafımı çektirdim. İşte o an:

Zirvede yaklaşık yarım saat geçirdikten sonra yine herkesten önce inişe başladık. İniş de çıkış kadar zordu. Kayıp düşmemek için daha fazla dikkat etmek gerekiyordu. Nefes almak ise alçaldıkça kolaylaşıyordu. İkinci kamp alanına ulaştığımızda tükenmiş hissediyorduk. İştahım pek yoktu, yüzüm yanıyor, başım ve eklemlerim ağrıyor, görüşüm bulanıyordu. Güçlükle bir şeyler atıştırıp ağrı kesici ve ateş düşürücü aldım. Ardından çadıra geçip 2 saat kadar uyudum. Uyandığımda daha iyiydim ve ana kampa doğru yola çıktık. Oldukça zor bir yolculuğun ardından nihayet ana kampa ulaşmıştık. Akşam yemeğine kadar atıştırmalıklarla idare edip sonrasında güzelce karnımızı doyurduk ve dinlenmek için çadırlara çekildik.

Beşinci Gün
Uyandığım gibi eşyalarımı toplayıp sırt çantamı katırların oraya götürdüm. Kahvaltımızı yaptık ve Doğubayazıt’a için yeniden alçalmaya başladık. Başlangıç noktasına vardığımızda zorluk bitmemişti, daha bizi bekleyen sarsıntılı safari yolculuğu vardı. Sağ salim Doğubayazıt’a ulaştık ve hotelimize yerleştik. Dağda duş almadan geçen 5 günün ardından duş alabilmek büyük lükstü. Aklanıp paklandıktan sonra çarşıya çıktık ve güzelce karnımızı doyurduk. Çaylar içildi ve ertesi gün gideceğimiz Van şehri için planlar yapıldı. Ardından hotelimize dinlenmeye çekildik. Bir maceranın daha böylece sonuna gelmiş olduk. Sonraki maceralarda görüşmek dileğiyle sağlıcakla kalın.