LVİV GEZİ REHBERİ: UKRAYNA’NIN KEYİF BAŞKENTİ!

Lviv Gezi Rehberi: Ukrayna’nın Keyif Başkenti!

Pandemi başladığından beri ilk seyahatime sonunda çıkabildim. 10 günlük Ukrayna maceramın ilk durağı Lviv oldu. Depresif geçen günlerin ve ayların ardından yeni bir yer keşfetmek o kadar iyi geldi ki adeta yeniden doğmuş hissettim. Aylardan Eylül olduğu için gelmeden önce acaba hava bozar mı, yağmur yağar mı diye endişeleniyordum. Ancak 10 gün boyunca güneşli günler geçirdim. Lviv her yeri yürüyerek gezebileceğiniz güvenli bir şehir. Ben bu şehre 5 koca gün ayırdım. Lviv gibi küçük bir şehre neden bu kadar vakit ayırdın diye soracak olursanız şöyle cevaplayabilirim; özgürce yiyip içebilmek, acelem olmadan, rahat rahat dolaşabilmek ve tamamen kafa dağıtmak için. Ancak Lviv hafta sonu kaçamakları için de oldukça cazip bir seçenek. Lviv’den sonra gece treni ile başkent Kiev’e geçtim ve orada da 5 gün kaldım. Hadi o zaman size Lviv’den bahsetmeye başlayayım.

Eski Şehir (Old Town) – Market Meydanı (Rynok Square)

Lviv Gezi Rehberi: Lviv Nasıl Bir Yer? & Lviv Hakkında Bilgiler

Lviv, Ukrayna’nın Polonya sınırına oldukça yakın olan (70 km kadar), Ukrayna’nın en popüler 3 şehrinden biri. (diğerleri: başkent Kiev ve Odessa) Lviv’i yalnızca Ukrayna’nın son zamanlardaki popüler bir şehri, turistik merkezi olarak görmemek gerek çünkü tarihi açıdan da önemi oldukça büyük. Geçmişte Polonya, Sovyet Rusya, Nazi Almanyası ve Avusturya – Macaristan İmparatorluğu’na kadar birçok farklı toplumun egemenliği altına girmiş. Maalesef bunun her zaman olumlu etkileri olmamış. İkinci Dünya Savaşı sırasında şehirdeki Yahudilerin neredeyse tamamı Naziler tarafından katledilmiş. Geçtiğimiz yıllarda Ukrayna’nın kültür başkenti seçilen Lviv’de 60’ın üzerinde müze ve 100’ün üzerinde kilise bulunuyor. Bunun yanı sıra Lviv – Tarihi Merkez Topluluğu (kale, çevresi, şehir merkezini kapsayan birincil alan ve güneybatıda, Aziz Yuri Tepesi’ndeki Aziz Yuri Katedrali topluluğunun bulunduğu daha küçük bir alan) UNESCO Dünya Mirası Listesi içinde yer alıyor. Lviv şehri, 5. ve 6. yüzyıllardan beri bir yerleşimin var olduğu Orta Çağ’ın sonlarına doğru kurulmuş. Orta Çağ kentsel topoğrafyası, pek çok güzel Barok ve sonraki binalarla birlikte (özellikle, orada yaşayan farklı etnik toplulukların kanıtları vardır.) neredeyse bozulmadan korunmuş. Ticaret ve siyasi gelişme için elverişli coğrafi konumu nedeniyle idari, dini ve ticari bir merkez olarak gelişmiş. Bugün, hayatta kalan mimari ve sanatsal miras, İtalya ve Almanya’dan etkilenen Doğu Avrupa geleneklerinin bir sentezini yansıtıyor. Lviv genel olarak güvenli bir şehir. Ancak geceleri siz sokakta bir restoranda oturmuş, keyif yaparken veya yürürken ayyaşın biri gelip birazcık rahatsızlık verebilir. Konuşup konuşup gitmelerine rağmen dikkatli olmakta fayda var. Lviv’in en güzel yanı gece geç saatlere kadar Rynok Meydanı ve çevresinin hareketli ve canlı olması. Diğer Avrupa şehirleri gibi sokaklar erkenden boş kalmıyor.

Lviv’de bir park
P’yana Vyshnya (Drunken Cherry) – Vişne Likörcüsü

Lviv Gezi Rehberi: Lviv’de Ne Kadar Kalınır & Lviv’e Ne Zaman Gidilir?

Öncelikle Lviv büyük bir şehir değil. Cuma akşamı uçağa binip, Pazar akşamı dönmek için uygun bir şehir. Ancak merkezden biraz uzaklaşıp daha lokal yerleri görmek istiyorsanız, geziniz boyunca toplam 3-4 gece konaklamalısınız. Yalnızca turistik yerleri görsem, biraz da gece hayatına takılsam yeter diyorsanız, yine 3-4 gecelik bir konaklama yeterli olacaktır. Gerçekten şehrin hakkını verip gezmek istiyorsanız, Lviv’e minimum 5-6 gece ayırmalısınız. Yalnız şunu belirteyim: Bu süre kişiden kişiye göre değişir. Çabuk sıkılan biriyseniz ve her şeye meraklı değilseniz, siz yine seyahatiniz kısa tutun. Lviv’e ne zaman gidilir konusuna gelecek olursak şöyle detaylandırayım:

*Lviv’de Kış: Lviv’de kış mevsimi oldukça soğuk ve karlı geçiyor. Noel (Christmas) zamanı Lviv’e gitmek akla keyifli bir fikir gibi gelse de, önceden önleminizi almakta fayda var. Sizi eksi derecelerden koruyacak kalın bir montla beraber termal içlik, bere, eldiven ve kaşkol kesinlikle götürmelisiniz.

*Lviv’de Bahar Ayları: Eylül ve Mayıs ayları Lviv’i ziyaret etmek için ideal zamanlar bence. Bu aylarda hava 20-23 derece civarlarında olabildiği gibi aniden 9-10 derecelere düşebiliyor. O yüzden yanınıza kesinlikle kapüşonlu sweatshirt, mont ve yağmurluk almalısınız. Yağmurlu günlere denk gelmek istemiyorsanız son dakikaya kadar hava durumunu takip etmekte fayda var.

*Lviv’de Yaz: Lviv’i ziyaret etmek için en güzel zaman tabii ki yaz ayları. Bir kere hava mükemmel seyrediyor öyle aşırı bunaltıcı sıcaklar olmuyor. Ayrıca şehrin en canlı, en hareketli olduğu, festivallerin ve çeşit çeşit etkinliklerin düzenlendiği dönem bu dönem.

Potocki Sarayı

Lviv Gezi Rehberi: Lviv Ucuz Bir Şehir Mi? & Lviv Bütçesi

Ben Lviv’i ziyaret ettiğimde 1 ABD Doları = 8.34 TL civarındaydı. 1 Dolar ise 26.80 Grivna’dan işlem görüyordu. Bu da demek oluyor ki Lviv birkaç sene önce daha ucuzdu. Ortalama bir restoranda veya kafede yemek fiyatları İstanbul gibi. Alkollü içeceklere gelirsek evet, hala oldukça ucuz. 7 liraya bir kadeh şampanya içebiliyorsunuz. 3 öğün dışarıda, ortalama yerlerde yemek için 150 TL gibi bir bütçe ayırmalısınız. Mcdonalds bir menü veya lokal küçük dükkanlardan sandviç alarak gezinizi daha da uyguna getirebilirsiniz. Ama yok sabah kahvaltıda egg benedict ve nitelikli kahve olsun, ara öğünde istiridye tabağına prosecco eşlik etsin, akşam da bonfile yer yanında kadeh kadeh şarap içerim, sonra gider bir bara farklı farklı kokteyller denerim diyorsanız, günlük 350-450 lira gibi bir bütçeyi gözden çıkarın. Restoran ve kafelerde porsiyonlar oldukça büyük. Biraz daha detaylandırmak gerekirse:

*Mcdonalds – Big Mac Menü: 120 grivna

*Cukor – O meşhur beyaz çikolatalı ve yaban mersinli pancake: 150 grivna

*3.dalga kahvecide V60 demleme kahve: 70-80 grivna

*Markette bir buçuk litre pet şişe su: 10-12 grivna

*Lokal ve ithal biralar: 30-80 grivna

Beyaz Çikolatalı Yaban Mersinli Pancake – Cukor

Lviv Gezi Rehberi: Ukrayna’ya Giriş & Lviv Ulaşım

Öncelikle Ukrayna’ya ilk defa giriş yapıyorsanız pasaport kontrol noktasında kenarı çekilmeniz ve bekletilmeniz çok normal. Kenarda tek başınıza bile olsanız, paniğe kapılmayın ve sakin bir şekilde bekleyin. Keyifleri geldiğinde sizi sorgu odasına çağıracaklar ve içeride kamerayı açıp size bir takım sorular soracaklar. Bu sorular şöyle olabilir:

*Ukrayna’ya geliş sebebiniz nedir?

*Uluslarası geçerli tam doz uygulanmış aşı kartınız veya PCR test sonucunuz (Ülkeye varıştan 72 saat önce yapılmış) var mı? Gösterin.

*Covid-19 kapsayan seyahat sağlık sigortanız var mı? Gösterin.

*Türkiye’de nerede yaşıyorsunuz?

*Mesleğiniz nedir? Detaylandırın.

*Yalnız mı seyahat ediyorsunuz?

*Ukrayna’da hangi şehirde kalacaksınız?

*Hotelde mi konaklayacaksınız? Hotel rezervasyon belgelerinizi gösterin.

*Ukrayna’da kaç gün kalacaksınız?

*Şehir değiştirecek misiniz? Değiştirecekseniz otobüs veya tren biletlerinizi gösterin.

*Dönüş biletiniz var mı? Biletinizi gösterin.

*Ukrayna’da yaşayan arkadaşınız veya akrabanız var mı?

*Yanınızda nakit olarak toplam kaç para var? Lütfen kameraya gösterin. (Kalacağınız gün başına 50 Amerikan Doları ve %50 ekstra, yani günlük 75 dolar. Örneğin 3 günlük bir seyahat için göstermeniz gereken miktar 225 dolar.)

Sorgulama bittiğinde eğer ülkeye girişinizi uygun bulurlarsa elinize bir kağıt tutuşturup dışarıda beklemeye devam etmenizi söyleyecekler. Sizin gibi başka bekleyenler de varsa herkesin sorgusu bittikten sonra sıra ile yeniden içeri çağırıp parmak izinizi alacaklar. Bu işlemden sonra pasaport kontrol bankosuna gidip elinizdeki kağıdı ve sigortanızı da verdikten sonra ülkeye resmen girmiş bulunmaktasınız. Ukrayna’ya hoşgeldiniz.  Ukrayna’ya yeni kimliklerle giriş yapabiliyorsunuz fakat doldurmanız için bir form veriyorlar. Bu formu doldurmakla uğraşmak istemiyorsanız pasaport ile daha rahat bir şekilde giriş yapabilirsiniz. Benim ülkeye girişim 3 saat sürdü. Başka bir arkadaşım birkaç sene önce 6 saat bekletildiğinden bahsetti. Ülkeye daha önce giriş yaptıysanız bu işlemlerden muafsınız. Bir kız arkadaşım ve onun 2 diğer kız arkadaşı yalnızca pasaport kontrol noktası sırasında 15 dakika beklediğini ve ülkeye kolaylıkla giriş yaptığından bahsetti. Sanırım bu sorgu olayı genellikle Türk erkeklerine mahsus bir durum ya da o günkü şansınıza ve yetkililerin moduna bağlı.

Lviv’de ulaşım konusuna gelince havaalanından şehir merkezine Uber kullandım ve 120 grivna (o zamanki kura göre 35 tl) ödedim. Sonraki günler hem Lviv’deki son günümde hem de Kiev’de hep Bolt uygulamasını kullandım ve Uber’e göre daha çok memnun kaldım. Lviv’de otobüs, troleybüs ve tramvay kullanmadım. Genelde hep yürüyerek gezdim. Yalnızca son gün tren istasyonuna giderken Bolt çağırdım. Ulaşımda ve birçok müzede geçerli Lviv City Card’ın 48 saatliği 300 grivnaydı. Bu kartı Rynok Meydanı’nda tam ortada bulunan belediye binasının hemen köşesinde kalan Tourism Info noktasından satın alabilirsiniz. Bu kart bazı restoran ve kafelerde indirim de sağlıyor.

Lviv

Lviv Gezi Rehberi: Lviv’de Konaklama

Lviv’in popüler yeme-içme mekanları ve turistik noktaları genellikle Old Town civarında olduğu için konaklamanızı Old Town’a yakın bir bölgede ayarlayabilirsiniz. Ben tam Rynok Meydanı’nda bir apartman dairesinde konakladım. Ancak uyurken gürültüden etkilenen biriyseniz burada konaklamanızı önermem. Rynok Meydanı şehrin en hareketli, en yoğun olduğu bölge. Gece geç saatlere kadar bu meydanda kahkahalar ve müzik sesi eksik olmuyor.

Rynok Meydanı
Lviv’de Bir Mural

Lviv Gezi Rehberi: Lviv’de Gezilecek Yerler

Geldik yazının en güzel kısmına. Lviv’de gezilecek yerlerin listesini aşağıya bıraktım. Turistik anlamda gerçekleştireceğiniz çoğu aktivite Eski Şehir (Old Town) bölgesinde. Genellikle tüm vaktiniz Rynok Meydanı’na çıkan sokaklarda ve Lviv Opera Binası civarında geçiyor olacak. Meydanda öyle her yeri turistik diye düşünüp geçmeyin. Rynok Meydanı çevresinde birçok kafe ve restoran bulunuyor. Yerel halkın da çoğunlukla buralarda vakit geçiriyor olduğunu göreceksiniz.

Dünyanın en çok ziyaret edilen mezarlıklarından biri olan Lychakiv Mezarlığı, eski şehir bölgesinin birazcık dışında yer alıyor. Burası, aynı zamanda Avrupa’nın en eski ve en ilginç mezarlıklarından birisi. Oldukça geniş bir alana yayılmış olan mezarlık, birbirinden farklı heykelleri ve mezar taşlarıyla adeta bir açık hava müzesini andırıyor. İlginizi ne kadar çeker bilmem ama burayı görmek için en azından 1-2 saatinizi ayırmalısınız. Old Town’dan tramvay veya otobüsle 10-15 dk gibi kısa bir sürede buraya ulaşabilirsiniz.

Herhangi bir konuda bilgiye ihtiyaç duyduğunuzda Rynok Meydanı’nın ortasındaki Lviv Belediye Binası’nın girişinin hemen yanında bulunan turizm ofisinden bilgi alabilirsiniz.

Şehri yukarıdan görebileceğiniz iki mekan bulunuyor. Bunlardan ilki, girişi ücretli olan Lviv Belediye Binası Kulesi. İkinci seçenek ise ücretsiz olan High Castle (Yüksek Kale). Gözlem noktası, merkezden yürüyerek ulaşabileceğiniz High Castle Park’ın içerisinde yer alıyor. Bence iki seçeneğe de kesin çıkmalısınız. Ancak üşengeç biriyseniz tercihinizi yüksek kaleden yana kullanın derim. Hem manzarasını daha çok beğendim hem de buraya ulaşırken içinden geçtiğiniz park tırmanışınızı daha keyifli kılıyor.

Hayatımdaki ilk opera deneyimimi Lviv’de yaşadım. Lviv’de kaldığınız süre boyunca bir akşamınızı operaya ayırıp keyifli zaman geçirebilirsiniz. Benim izlediğim oyun akşam saat 7’de başladı ve 1 buçuk saat sürdü. Bileti gündüzden opera binasının hemen girişindeki bilet satış ofisinden aldım. Fiyatı 90 liraydı fakat daha ucuz ve daha pahalı seçeneklerde mevcut.

Lviv’de Görülmesi Gereken Yerler

  • Old Town (UNESCO World Heritage)
  • Lychakiv Cemetery
  • Lviv National Opera
  • Lvivarnya – Beer C. Experience Center
  • City Hall Tower
  • High Castle
  • Potocki Palace
  • National Art Gallery
  • Arsenal Museum
  • Pharmacy Museum
  • St.George’s Cathedral
  • Dominican Cathedral
  • Church of St. Olha & Elizabeth
  • Boim Chapel (UNESCO World Heritage)

Lviv Yeme-İçme Mekanları

Kahvaltı Mekanları ve Kahveciler

  • Svit Kavy (Kahvaltı ve kahve)
  • Cukor (Kahvaltı ve kahve)
  • Black Honey (Kahve)
  • Aroma Kava (Kahve)
  • Lviv Coffee Manufacture (Kahve ve tatlı)

Restoranlar & Kafeler

  • Atlas (Sabah kahvaltısı, öğle ve akşam yemeği)
  • Cabinet (Öğle yemeği ve kahve)
  • Lviv Croissants (Kahvaltı ve öğle yemeği)
  • Baczewski (Kahvaltı ve akşam yemeği)
  • Kryivka (Öğle ve akşam yemeği) (Giriş parolası: Slava Ukraine)

Barlar

  • Beer Theatre (Bira ve akşam yemeği)
  • Pyana Vishnya – Drunken Cherry (Vişne likörü)
  • 4friends Whisky Pub (Whisky kokteyler)
  • Champagneria X&X (Şampanya tadımı)
Lviv Ulusal Akademik Opera ve Bale Tiyatrosu
Pravda Bira Tiyatrosu
Lychakiv Mezarlığı

YÜKSEK İRTİFA HASTALIĞI NEDİR?

İrtifa hastalığı veya akut dağ hastalığı, yüksek irtifa ve rakımlarda oksijen yetersizliğine bağlı olarak görülen patolojik bir rahatsızlıktır. Genellikle 2.438 metreden (8000 ft) daha yüksek rakımlarda görülür. Özellikle yüksek rakımlara tırmanan dağcı ve kayakçılar ile yüksek irtifalarda oksijen desteği olmadan uçan kimselerde görülür.

Yüksek irtifalarda atmosfer basıncının ve hava yoğunluğunun düşük olması nedeniyle oksijen moleküllerinin parsiyel basıncı azalır. Bu durum vücudun özellikle oksijen ihtiyacı yüksek olan dokularında (beyin, akciğer, göz vs.) hipoksi (kısmi oksijen yetersizliği) ve anoksi (tamamen oksijensizlik) oluşumuna neden olur.

Alçak atmosfer basıncı nefes alıp vermemizi zorlaştırır. Bunun yanı sıra şu rahatsızlıklara sebep olabilir:

  • İştahsızlık
  • Bulanık görme
  • Baş dönmesi
  • Halsizlik
  • Baş ağrısı
  • Mide bulantısı/kusma

Yüksek İrtifa Hastalığı’ndan korunmak için neler yapmalıyız ?

1-) Bol bol sıvı tüketmeliyiz. (Su, çay, kahve, çorba… vb.)

2-) Tırmanışımızı aceleye getirmeden günlere yaymalıyız.

3-) Kondisyonumuz iyi olsa bile normalden daha ağır hareket etmeliyiz. Koşar adım ilerlememeliyiz.

4-) Tırmanıştan önce gerekli ilaçları önlem olarak yanımıza almalıyız. İlaç temin etmeden önce bir doktora danışmalıyız.

5-) Belirtiler şiddetleniyorsa derhal tırmanışı kesmeli ve daha düşük irtifalara inmeliyiz. İnişimiz gerçekleştiğinde en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıyız. Kesinlikle tırmanışa devam etmemeliyiz.

AĞRI DAĞI ZİRVE YOLCULUĞU

Ağrı Dağı Zirve Yolculuğu

Her şey hayal etmekle başlar; Peşinden gidebilecek kadar cesaretiniz varsa. Ağrı Dağı’na tırmanma arzusu uzun zamandır aklımın bir köşesinde duruyordu. Terör olayları yüzünden yaklaşık 6 senedir tırmanışa kapalı olan dağın açıldığını öğrenir öğrenmez bu arzu beni tekrar dürtmeye başladı ve içimde adeta bir kıvılcım çaktı. Orada olduğumu hayal etmeye başladım ve kafamda yapay patikalardan tutun, karşılaşabileceğim türlü tehlikeler ve daha bir sürü görsel oluşmaya başladı. Bunların bir kısmı insanın en büyük düşmanlarından biri olan ön yargılarımdı. Hayatım boyunca ön yargı kaynaklı oluşan korkulara boyun eğmedim. Beni hayalini kurduğum bir şeyi yapmaktan asla alıkoyamadılar. Yine öyle oldu. Telefonu elime aldım ve Doğubayazıt’ta yerel bir tur firmasını aradım çünkü Ağrı Dağı’na izinsiz ve rehbersiz çıkmak yasaktı. Şartlar uygun olunca hemen en erken tarih olan 23 Haziran 2021 için uçak biletimi aldım ve geriye sadece çanta hazırlamak kaldı. Rehberden aldığım bilgilere göre zirve tırmanışı için en uygun sezondu. Bir aksilik olmadığı takdirde zirveye inip çıkmak toplamda 5 gün sürecekti, öyle de oldu. 27 Haziran 2021 sabahı Ağrı Dağı Zirvesi’ne ulaşmayı başardım. Eğer daha önce dağcılık deneyiminiz var ise ve kendi sınırlarınızı biliyorsanız, bu süreyi 3 veya 4 güne düşürmek de mümkün tabiki. Daha önce Likya Yolu’nun üç baba etabını ve Troya Kültür Rotası’nın bir kısmını yürüdüğüm için kondisyonum vardı fakat daha önce hiç dağa tırmanmamıştım. Karşımda duran sıradan bir dağ değildi. Türkiye’nin en yüksek dağı, yükseliği 5137 metre olan Ağrı Dağı’ydı.

Ağrı Dağı / 5137 m.

Kendime güveniyordum denemeden başarıp başaramayacağımı bilemezdim. Zirvenin hayali beni adeta büyülüyordu. İhtiyacım olan eksik ekipmanlarımı hızlıca tamamlayıp, birkaç gün içinde yola çıktım. Uçağım sabah saatlerindeydi. Ağrı’ya vardığımda tur firmasının yolladığı şoför ve Likya Yolu’nda tanıştığım arkadaşım beni karşıladı. Araçta biz ve bizimle dağa tırmanacak olan iki Alman turist vardı. Sırt çantalarımızı araca yükledikten sonra Ağrı Ahmed-i Hani Havalimanı’ndan Doğubayazıt’a 100 km sürecek olan yolculuğumuza başladık. Doğubayazıt’a vardığımızda hotelimize yerleştikten hemen sonra etrafı keşfetmek için kendimizi sokağa attık. Çarşıda yemek yedik ve ardından İshak Paşa Sarayı’na doğru yola çıktık. Gezilecek yerleri gezip bitirdikten sonra hotelimize geri dönüp dinlenmek için odalarımıza çekildik.

İshak Paşa Sarayı

Birinci Gün

Sabah erkenden kahvaltımızı yapıp lobiye indik. Sırt çantalarımız ana kampa kadar katırlarla taşınacağı için kirlenmemesi ve zarar görmemesi için üstlerine büyük ve kalın çöp poşetleri geçirdik. Ardından eşyaları araca yükleyip yaklaşık 1 saat sürecek olan safari yoluna doğru yola koyulduk. Ağrı Dağı’nın eteklerindeki başlangıç noktasına giden yol bozuk olduğu için buraya safari yolu diyorlar. Bizim grup Almanlar ve Ukraynalılar ile beraber 9 kişiden oluşuyordu. Başlangıç noktasına vardığımızda 15 dakika kadar hazırlıklar yapıldı, kısa bir briefing(bilgilendirme) verildi ve nihayet sabırsızlıkla beklediğimiz, 5 gün sürecek olan zirve yolculuğumuza başladık. Tüm gün yürüdükten sonra 3200 metre yükseklikte bulunan ana kamp alanına akşam üzeri vardık. Katırlar ile bizden önce kampa ulaşan çantalarımızı bulduktan sonra çadırlarımıza yerleştik ve akşam yemeği için beklemeye başladık. Bu sırada bizim için hazırlanan enerji yenileyici atıştırmalıklardan yiyip, çay içtik. Kamp alanından buzul ile örtülü zirve gözüküyordu ve bizi her saniye biraz daha heyecanlandırıyordu. Akşam yemeği vakti geldiğinde herkes büyük çadıra geçti. Diğer insanlarla tanışma faslı gerçekleşti, sohbetler edildi ve ardından herkes istirahat için kendi çadırına çekildi.

İkinci Gün

Ortama ve koşullara alışık olmadığım için dağdaki ilk günüm çok rahat bir uyku çektiğim söylenemez. Rüzgardan dolayı zaman zaman bölünen uykum ile geceyi atlattım. Sabah ilk iş eşyalarımı topladım. İkinci kamp alanına tırmanacağımızı sandığımdan dolayı sırt çantamı katıra yüklenmesi için dışarı çıkardım, arkadaşım da benimle aynı hataya düşmüştü fakat gerçeği öğrendiğimizde çantalarımızı tekrar çadıra taşımak zorunda kaldık ve ardından kahvaltı için büyük çadıra geçtik. O gün yüksek irtifaya alışmak için aklimatizasyon günüymüş. Kahvaltıdan sonra 3800 metre yüksekliğe kadar gün boyu sürecek olan zorlu bir yürüyüş yaptık ve ana kampa geri döndük. Akşam yemeğimizi yedik ve yeniden istirahat için çadırlara çekildik. Bazı insanlar bu irtifalarda yükseklik hastalığına yakalanabildikleri için bu alışma sürecini atlatmamız gerekiyordu. Neyse ki biz bu hastalıktan etkilenmedik. Hastalık hakkında kısa bilgi için: https://burcdurukan.com/2021/07/30/yuksek-irtifa-hastaligi-nedir/

Üçüncü Gün

Yorgunluktan dolayı önceki güne nazaran daha rahat bir uyku çekmiştim. Kahvaltı için büyük çadırda toplandıktan sonra eşyalarımız yüklendi ve 4200 metredeki ikinci kamp alanına doğru yola koyulduk. İlk yürüyüşe kıyasla daha zorlu bir yürüyüş gerçekleştirdik. İkinci kamp alanında çadır kurmak için sınırlı sayıda düzlük alanlar vardı. Bu alanlar da önceden insan eliyle oluşturulmuştu. Bu nedenle arkadaşımla aynı çadırda kalmak zorunda kaldık. Bu irtifada şartlar çetindi. Rüzgar daha sert esiyordu ve hava daha soğuktu. Yemekten sonra hemen dinlenmeye çekildik çünkü o gece zirveye çıkacağımız geceydi.

İkinci Kamp Alanı / 4200 m.

Dördüncü Gün (Zirve Günü)

Uyandığımızda gece saat 1’di. Rüzgardan dolayı pek rahat bir uyku çektiğimiz söylenemez. Kahvaltı yapmak için ortak çadıra geçtik. Hava oldukça soğuk ve karanlıktı. Kamp alanından Doğubayazıt’ın ışıklarını görmek uçağın penceresinden aşağıya bakmak gibiydi. Hepimizi farklı duygular ile birlikte yeniden bir heyecan sarmıştı. Karanlıkta kaya parçalarının yerlerinden çıkıp yuvarlandığı dik bir yokuşu tırmanacak olmak tehlikeli olduğu kadar korkutucuydu. Ayrıca bizden iki gün önce rehberimizin ve grubunun ayı saldırısına uğramış olduğunu öğrenmiştim. Bana gösterdikleri videoda; gruptan yabancı biri kamera ile etrafı çekerken bir anda ayı ortaya çıkıp, kükreyerek üstlerine doğru koşuyordu. Neyse ki hayvan son anda bağırışmalardan ürküp uzaklaşmış, ucuz atlatmışlardı. En başından beri kafamın içinde ayı ile karşılaşma düşüncesi dolaşırken böyle riskli bir yolculuğun içinde olduğum düşüncesi beni daha fazla heyecanlandırıyordu.

Gruba saldıran ayı

Zirve için uygun giyindikten sonra son kontrollerimizi yapıp kafa lambalarımızı taktık ve saat 2 gibi ağır ağır yükselmeye başladık. Kuş bakışı görüntümüz adeta bir yılanı andırıyordu. S’ler çizerek ilerliyorduk. Grubun temposu yavaş olduğundan arkadaşımla gruptan ayrıldık ve önden gitmeye başladık. İrtifa arttıkça nefes almak daha da zorlaşmaya başladı. Rüzgar oldukça şiddetliydi ve bizi yavaşlatıyordu. Kısa molalarda rüzgarı biraz olsun kesecek, sığınacak bir kaya arıyorduk. Kendi grubumuzu oldukça geride bıraktıktan sonra başka bir gruba yetiştik. Mesafeyi biraz açtık çünkü sığınacak yerler oldukça dar alanlardı. Onlar bir kayayı terk ettiğinde yerlerine biz geçip soluklanıyorduk. Bu şekilde 4900 metrelerdeki buzulun başlangıcına kadar devam ettik. Zirveden önceki bu son mola yerine vardığımızda tükenmiş hissediyorduk. Yere oturduk zirveye bir bakış attık. Zirveye giden yol dört mevsim erimeyen örtü buzuluyla kaplıydı. Yol gözümüzde büyüyordu ama buraya kadar gelmiştik, bundan sonrasını başarmak tamamen zihinsel motivasyon gerektiriyordu. Kramponlarımızı giydik ve tekrardan yürümeye başladık. Bu esnada bizden önceki grubu geride bıraktık. Zirveden önceki sonra düzlükte ağır adımlarla ilerliyorduk. Zirve beni kendine öyle bir çekiyordu ki arkadaşımı da geride bıraktım ve son yokuşu tırmanmaya başladım. Kalbim hiç olmadığı kadar hızlı çarpıyordu. Kendimi zaman zaman buzun üstüne bırakıyor ve yatarak soluklanıyordum. Sonra müthiş bir hırsla, bağırarak yeniden ayağa kalkıyor ve tırmanmaya devam ediyordum. Birkaç defa bu döngüyü yaşadım. Zirveye son birkaç adım kala son bir nefes aldım ve koşmaya başladım. Ardından o tarifsiz duygu patlamasını yaşadım. Türkiye’nin en yüksek noktasına o gün, o yolda olan herkesten önce çıkmıştım ve zirvede yalnız olmak tarif edilemez kadar güzel bir duyguydu. Kollarımı açtım ve diğerleri gelene kadar kendimi rüzgara ve manzaraya bıraktım. Gözlerimi kapadım ve tekrar açtım sanki gerçek olamayacak kadar güzel rüyalardan birindeydim. Hemen çantamdan çıkardığım bayrağı rüzgarla boğuşarak, güçlükle direğe astım. Bu anı ölümsüzleştirmek için yine çantamdan çıkardığım bardağımı yanımda getirdiğim viski ile doldurdum ve bardağı kafama diktim. Ardından telefonumu çıkardım ve arkadaşıma fotoğrafımı çektirdim. İşte o an:

Ağrı Dağı Zirvesi / 5137 m.

Zirvede yaklaşık yarım saat geçirdikten sonra yine herkesten önce inişe başladık. İniş de çıkış kadar zordu. Kayıp düşmemek için daha fazla dikkat etmek gerekiyordu. Nefes almak ise alçaldıkça kolaylaşıyordu. İkinci kamp alanına ulaştığımızda tükenmiş hissediyorduk. İştahım pek yoktu, yüzüm yanıyor, başım ve eklemlerim ağrıyor, görüşüm bulanıyordu. Güçlükle bir  şeyler atıştırıp ağrı kesici ve ateş düşürücü aldım. Ardından çadıra geçip 2 saat kadar uyudum. Uyandığımda daha iyiydim ve ana kampa doğru yola çıktık. Oldukça zor bir yolculuğun ardından nihayet ana kampa ulaşmıştık. Akşam yemeğine kadar atıştırmalıklarla idare edip sonrasında güzelce karnımızı doyurduk ve dinlenmek için çadırlara çekildik.

Ana Kamp / 3200 m.

Beşinci Gün

Uyandığım gibi eşyalarımı toplayıp sırt çantamı katırların oraya götürdüm. Kahvaltımızı yaptık ve Doğubayazıt’a için yeniden alçalmaya başladık. Başlangıç noktasına vardığımızda zorluk bitmemişti, daha bizi bekleyen sarsıntılı safari yolculuğu vardı. Sağ salim Doğubayazıt’a ulaştık ve hotelimize yerleştik. Dağda duş almadan geçen 5 günün ardından duş alabilmek büyük lükstü. Aklanıp paklandıktan sonra çarşıya çıktık ve güzelce karnımızı doyurduk. Çaylar içildi ve ertesi gün gideceğimiz Van şehri için planlar yapıldı. Ardından hotelimize dinlenmeye çekildik. Bir maceranın daha böylece sonuna gelmiş olduk. Sonraki maceralarda görüşmek dileğiyle sağlıcakla kalın.

KRAKOW GEZİ REHBERİ: İKİ GÜNDE KRAKOW

Wawel Kalesi

2000 yılında Avrupa Kültür Başkenti seçilen, 2013 yılında da UNESCO tarafından Edebiyat Şehri olarak kabul edilen, Doğu Avrupa’nın en güzel şehirlerinden biri olan Krakow aynı zamanda Polonya’nın da ikinci büyük şehridir. Gerek uzun yıllar korumayı başardığı tarihi dokusu, gerek doğal güzellikleri ve kültürel etkinlikleriyle Doğu Avrupa’da mutlaka görülmesi gereken bir şehirdir. 

Keyifli ve unutulmaz bir seyahat geçirebilmeniz için Krakow’da mutlaka uğramanız gereken yerleri sizler için kısaca derledim.

Rynek Glowny (Old Town – Eski Şehir Ana Meydan)

Gezmeye mutlaka Rynek Glowny’den başlamalısınız. Avrupa’nın en büyük ve en eski meydanlarından biri olan Rynek Glowny büyüleyici tarihi yapılara ve bu yapılara dair ilginç hikayelere sahiptir. Bu nedenle burayı yalnız başınıza gezmeden önce mutlaka sabah saatlerinde bir Free Walking Tour’a (Ücretsiz yürüyüş turu) katılmanızı öneririm. Google üzerinden herhangi birine kayıt yaptırıp grubunuzla buluşabilir ve 2 saat boyunca harika bilgiler edinebilirsiniz. Meydana ilk adım attığınızda sizi tüm görkemiyle St.Mary’s Basilica (Aziz Meryem Bazilikası) karşılayacak. Free Walking Tour grupları bu bazilikanın hemen önünde buluşuyorlar, kalabalık gruplar ve ellerinde açık şekilde şemsiye tutan rehberlerden anlayacaksınız. Tur bittikten sonra biraz dinlenmek için kendinizi meydandaki harika kafelerden birine bırakabilir ve kahvenizin tadını çıkarabilirsiniz. Ardından hızlıca Eski şehir bölgesinin ana caddelerinden biri olan Florianska Caddesini keşfedebilirsiniz. Bu cadde adını St.Florian Kilisesi‘nden alıyor ve kaldırım taşının ilk kez kullanıldığı yerlerden biri olma özelliğini taşıyor. Bu cadde, üzerinde sağlı sollu kafelere, restoranlara, döviz bürolarına, mağazalara, fırınlara ve dondurmacılara ev sahipliği yapmaktadır. Ayrıca yine bu caddede yer alan eski şehrin ana giriş kapısı olan Aziz Florian Kapısı‘nı mutlaka görmenizi tavsiye ederim.

Rynek Glowny (Ana Meydan)

Florianska Caddesi turunuzu bitirdikten hemen sonra harita yardımıyla Grodzka Caddesine girip güneye doğru, Jewish District (Yahudi Mahallesi) yönünde ilerlemenizi önereceğim. Cadde başlangıcından biraz ilerledikten sonra solunuzda Saints Peter and Paul Church‘ü (Aziz Peter ve Paul Kilisesi) göreceksiniz. Burada her akşam büyüleyici bir atmosferde canlı klasik müzik konserleri düzenleniyor. Eğer Krakow’da 2 günden fazla kalacaksanız içeri girip önünüzdeki herhangi bir akşam için bilet satın alabilirsiniz. Cadde üzerinde biraz daha ilerledikten sonra karşınıza yol çıkacak, buradan karşıya geçiyorsunuz ve hemen sol köşede McDonalds’ı göreceksiniz. Eğer herhangi bir internet paketinden yararlanmıyorsanız buraya girin ardından ücretsiz olarak wifi’a bağlanın ve akşam için Morsie Oko adlı geleneksel restorana rezervasyonunuzu yaptırın. Çünkü burası şehrin en güzel ve en lezzetli yemeklerini yapan restoranlarından biri. Fiyatları aşırı pahalı değil, kurdan dolayı biraz yüksek gelebilir tabiki ama emin olun denemeye değer. Restorana gittiğinizde mutlaka Borcht(Pancar Çorbası) ve Patatesli Pancake üzerinde servis edilen Goulash‘ı(Gulaş) deneyin. Dana etinden hazırlanan gulaşı şiddetle tavsiye ederim. Restoran popüler olduğundan ve doluluk göstereceğinden kalabalık bir grup değilseniz size üst kattan masa verebilirler ama siz mutlaka yemekten sonra veya önce en alt kata inin ve burada canlı müzik eşliğinde Polonya’nın geleneksel kıyafetleriyle yapılan danslarını izleyin, hatta çekinmeden atın kendinizi piste eşlik edin zaten en kötü onlar sizi dansa kaldıracaktır. Akşam için programınızı hallettikten sonra güneye doğru Stradomska Caddesi üzerinden yürümeye devam edin. Caddenin sonunda sol tarafta, ara sokakta bir binanın bodrum katında yer alan Pinball Müzesi‘ne bir dakika bile olsa kafanızı daldırmadan yolunuza devam etmeyin bence. Özellikle 90’lar gençliği iyi bilir Pinball’u, burası sizi oracıkta çocukluğunuza götürebilir ve içinizi hoş bir duygu kaplayabilir. Buradan çıktıktan hemen sonra tren rayları üzerinden karşıya geçerek Krakowska Caddesine bağlanıyorsunuz.

Saints Peter and Paul Church

Eğer kahvaltı ile duruyorsanız karnınız muhtemelen yavaş yavaş acıkmaya başlamıştır, caddenin sonuna doğru hız kesmeden yürüyün, yürüyün ve solunuzda Slowianska Uczta adlı küçük restoranı göreceksiniz. Burası kimine göre şehrin en iyi Pierogi‘sini yapıyor. Pierogi yarı dairesel şekilli hamur parçaları, örnek vermek gerekirse Türk mutfağının mantısını ve İtalyan mutfağının raviolisini andırıyor. Bu restoranda etli olanı yalnızca domuz etinden yapılıyor ama domuz eti yemiyorsanız üzülmeyin çünkü patatesli ve cottage(çökelek) peynir karışımlısı hatta Polonyalıların özellikle kış mevsiminde tükettikleri, ağır ateşte pişmiş lahana turşusu ve orman mantarlarıyla hazırlananı da var. Başka restoranlarda balık, kuzu, kaz, ördek eti gibi daha sofistike versiyonlarını da bulabilirsiniz. Ben şahsen patates ve çökelek peynir karışımlı olanını ve lahana mantarlısını denedim, oldukça beğendim. Yanında pembe renkte olan erik suyundan sipariş vermeyi unutmayın. Tadı bildiğimiz hoşaf gibi ama daha lezzetli ve oldukça ferahlatıcı. Çok beğenip ikinci bardağı bile sipariş edebilirsiniz. Burada kredi kartı geçmiyor o yüzden gitmeden yanınızda nakit bulundurmalısınız. Son olarak fiyatları makul.

Slowianska Uczta

Karnınız doyduğuna göre bu caddenin sonuna doğru yürümeye devam edin. Dünyanın en uzun nehirlerinden biri olan Vistül Nehri (Polonya’nın en uzun nehri) sizi karşılayacak. Hemen karşınızda aynı zamanda Kładka Ojca Bernatka Köprüsü yer alacaktır. Üzerine çıkmayı ihmal etmeyin, buradan nehrin çevresini gözlemleyebilir, hoşça vakit geçirebilirsiniz. Köprünün karşısında güneydoğu yönünde biraz uzakta Oskar Schindler Fabrikası yer alıyor, hani şu yürüyen merdivenlerin markasının adı olan ayrıca 1200’e yakın Yahudi’yi Holokost’tan kurtaran Alman iş adamı Schindler. Burası bir müze ve eğer vaktiniz varsa buraya mutlaka uğrayın ve dolaşın derim. Köprüden kaldığımız yerden devam edelim, geldiğiniz bu bölgede nehrin etrafını turladıktan sonra Yahudi mahallesinde vakit harcayın ve Morsie Oko’daki akşam yemeği rezervasyonunuz için yavaş yavaş Old Town’a doğru geri dönün.

Kładka Ojca Bernatka Köprüsü

İkinci gün için önemli not: Gezerken gün içinde Old Town bölgesindeki onlarca tur acentasından birinden kendinize göre makul olanı seçin ve yarın için mutlaka tur ayarlayın. Buraya kadar gelmişken Nazi Almanyası tarafından II. Dünya Savaşı döneminde kurulmuş en büyük toplama, zorunlu çalışma ve imha kampı olan, dünyaca ünlü Auschwitz-Birkenau‘yu mutlaka ama mutlaka ziyaret edin ve bilgiler edinin. Yok eğer ben onca acıyı görmeye ve dinlemeye dayanamam, kaldıramam diyorsanız, diğer seçenek olarak dünyanın en eski tuz madenlerinden biri olan Wieliczka Tuz Madeni‘ne gidebilirsiniz. Burası Krakow’a 20 dakika uzaklıkta. Auschwitz-Birkenau ise Krakow’un 60 km batısında yer alıyor ve yol 1 saatten fazla sürüyor.